Popüler Yayınlar

13 Haziran 2011 Pazartesi

12 HAZİRAN 2011 VE CHP






Cumhuriyet Halk Partisi bu 12 Haziran genel seçimini neden kazandı? Ve yapılan yanlış neredeydi?

Herşeyden önce CHP’nin bu seçimleri kazandığının altını çizmek gerekiyor.

Bir yanda 9 yıla yakın bir süredir ikitdarda olan bir parti, öte yanda yeni bir genel başkan ile “yeni” bir yola koyulmuş olan CHP.

Kemal Kılıçdaroğlu, beklenmeyen bir hızla genel başkan olup, sorunlara anında el koyup, CHP’nin, “Baykal mirası” ile yürüyemeyeceğini anlayıp, oy kaybındaki temel nedenin “Baykal” olduğunun altını çizip, genç ve dinamik bir CHP yaratmak üzere yola çıktı. Ve  ardı ardına iki kurultay ve bir de referandum yaşadı. Evet bunların hepsi, onun genel başkanlıkta pişmesi, siyasetin acımasız değirmeninde kendisini korumayı öğrenmesi ve tabii herşeye karşın sakin duruşunu yitirmemeyi öğrenmeyi denemesi için önemli sınavlardı, üstelik, dersine çalışmaya zaman bulamadan  girdiği bu sınavlardan da çok başarılı çıktı. Ardından 12 Haziran seçimlerinin gündemi geldi karşısına...

Kılıçdaroğlu 12 Haziran seçimlerine girerken, arkasında bir “teşkilat” olmadığını çok iyi biliyordu ve güvendiği tek şey kendisi ve yeni yönetime getirdiği yol arkadaşları ile belirlediği milletvekili adaylarıydı.

550 adaydan ancak 250 si “seçilirim” düşüncesindeydi.. Bu kadar az kişi ile, 6 ay gibi bir sürede, CHP’nin oylarını arttırabildiyse, milletvekili sayısını yukarıya çekebildiyse, CHP bu seçimlerden başarılı çıkmış ve hatta kazanmış demektir.

Şimdi TBMM’inde çok ciddi bir ana muhalefet partisinin varlığını AKP çoktan hissetmiştir. Üstelik CHP’nin yanı sıra BDP de 35 milletvekili ile önemli ve ezici bir muhalefet olarak AKP’nin karşısındadır. CHP seçim dönemindeki söylemleri ile BDP’yi ötekileştirmemiş, birlikte muhalefet yapabilmenin yolunu açmıştır.

CHP’nin bugünkü kadrosu, genç, dinamik bir kadro olmanın yanısıra bilgi birkimi ile de çok ileri bir düzeydedir. Yani önümüzdeki dört yıllık süreçte CHP çok daha ileri gidebilecektir.

Ancak şunu da unutmamak gerekir ki, AKP’nin ikitdarı bu kez 4 yıl süremeyebilir, çünkü AKP ve özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yanlış yapmaya çok yatkın bir durumdadır ve bu kez yapacağı yanlışlar acımasız bir eleştiri ve toplumsal muhalefet ile karşılaşacaktır.

AKP bu seçimlerde de kazanabildiyse, bunun ardında elbette ki  12 Eylül darbe anayasının %10 luk seçim barajı ile eğitimsiz, cahil toplumun ve Kasımpaşalı söylemlerin etkisi çok büyüktür. Kemal Kılıçdaroğlu, halkın dili ile, edepli bir söylemin de yolunu açmamış mıdır?

CHP’nin yaptığı en büyük yanlışlardan birisi, belki de kadrosunda “bakkal” bulunmayışından kaynaklanıyor.

Kılıçdaroğlu’nun en büyük silahı olan “Aile Sigortası” konusunda yapılan açıklamalar, özellikle esnafların gözünde belli bir çekince ile karşılaşmıştır, çünkü aile sigortasının devamının kayıt dışı ekonomiyi kayda geçirmeye yarayan bir sistem olduğu ap açık ortadadır. Oysa AKP hükümeti Türkiye’de kayıt dışına dokunanın elinin yandığını bilecek kadar deneyimlidir ve kadrosunda bu konuda bilgi veren “bakkalları” vardır.

Türkiye’de ekonomi, sıcak para ekeonomisi olarak sürmekte ve üretimsiz bir zenginlik yaşanmaktadır ve özellikle esnaflar bu gidişten memnundurlar, çünkü alış veriş sürmektedir. 73 milyonluk bir ülkede kaç tane İsviçre’nin yaşamakta olduğunu düşünürseniz, esnafın neyle ilgilenip, neyle ilgilenmediğini daha rahat kavrarız.  Bu nedenle, CHP bundan sonraki çalışmalarında özellikle söylemlerin nasıl başlayıp nasıl bitirileceği konusunu da masaya yatırmak durumundadır. Yani özellikle ekonomi konusunda “bakkallara” olan ihtiyaç ap açık ortadadır.

Türkiye’de kayıt dışı ekonominin, kayıt altındaki ekonomiden daha büyük olduğu göz önünde bulundurulursa, o zaman bu sistemin hemen düzeltilemeyeceği gerçeği de anlaşılacaktır. Yani ödediği vergi kadar faizsiz kredi, esnafı çok ilgilendirmemekte, sattığı dondurmaya fiş vermemek daha çok ilgilendirmektedir. Kısacası burada da önümüze çıkan eğitim ve bilinçli toplum arzusudur. Yani CHP aile sigotası konusunda biraz acele etmiş, meseleyi çok iyi açıklayamamıştır.

Bu gerçeğin dışında bir başka gerçek de Reuters’in yaptırmış olduğu bir araştırmada ortaya çıkan “Türkiye’de oy lidere veriliyor” gerçeğidir ve Kılıçdaroğlu’nun söylemine halkın alışması için altı aylık bir süre ne yazık ki yeterli değildir.

Ama kim ne derse desin, AKP artık huzursuz bir iktidar dönemine girmiş, CHP ise bugüne kadar olduğundan  çok daha fazla çalışacağı bir döneme geçmiştir.

Kolay gelsin...

8 Haziran 2011 Çarşamba

DİKKAT !... SANDIK BAŞINA GİDİN... OYUNUZU %100 KULLANIN

Genel seçimlere çok az kaldı.. 
Önümüzdeki Pazar günü 
oyumuzu kullanacağız...

* Oylarınızı küçük partilere vererek bölmeyin. Türkiye'nin gerçeklerini göz önünde bulundurun. CHP iktidara gelir ve seçim yasasını, siyasi partiler yasasını değiştirince o zaman istediğinize oy verip meclise gitmelerini sağlama hakkını elde edebilirsiniz ancak bugün küçük partilere vereceğiniz oylar çöpe gidiyor...


* Sanatçıları yok sayan, sanata UCUBE diyen AKP zihniyetini yeniden düşünün ve seçimi kazanmaları halinde özgür sanat ve özgür düşünce konusunda başımıza gelecekleri iyice ayırd edin...


* Arkeolojik, tarihi değerlere "çanak çömlek" diyen Recep Tayyip Erdoğan'ı artık bu milletin başından KOVUN !


* Hukukun siyasallaştığını artık görün. Yargıtay başkanı için arkadaşım diyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bugün de Danıştay başkanlığına seçilen zatın dostu olduğunun altını çizdi.


* Suçunun ne olduğunu bilmeden yıllar süren tutukluluk hallerinin ve bir türlü sonuçlanmayan mahkemelerin bir gün sizin de başınıza gelebileceğini bilin ve oyunuzu özgürlükten ve demokrasiden yana kullanın CHP ye oy verin


* Artan mahalle baskısının ne olduğunu anlatan bir yazıyı bu yazımın sonuna ekliyorum, dikkatle okuyun ve yarın sizin de başınıza gelecekleri iyice hesap edin.


* Kamu oyu araştırma şirketlerince yayımlanan seçim sonuçlarının bir psikolojik savaş niteliğinde olduğunu unutmayın ve CHP nin büyük bir sıçrayış yapmasına katkıda bulunun


* Türkiye'de KÜRT sorunu olduğu gerçeğini göz ardı etmeyin ve bu sorunu AKP nin çözmeyip silah tüccarlarını memnun etmeye devam edeceğini de unutmayın. Bütçeye PKK ile savaşın neye mal olduğunu ve askeri önlemlerin çözüm getirmediğini artık görün, barış için CHP yi destekleyin.


BÖLÜNMÜŞ SAVAŞAN VE KAVGALI BİR TÜRKİYE YERİNE


BARIŞ İÇİNDE, HUZURLU VE PAYLAŞAN BİR TÜRKİYE İÇİN, YARIN İSTEDİĞİNİZ GÖRÜŞÜN TBMM DE TEMSİL EDİLEBİLME HAKKINI ELDE EDEBİLMESİ İÇİN, DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARININ EKSİKSİZ UYGULANABİLMESİ İÇİN C.H.P. YE OY VERİN, EMANETEN DE OLSA C.H.P YE EVET'İ BASIN. TÜRKİYE'NİN GEÇMEKTE OLDUĞU TEHLİKELİ DÖNEMİ İYİ ANLAYIN, FARK EDİN, FARK ETTİRİN, ÇEVRENİZDEKİ HERKESİN SANDIĞA GİTMESİNİ SAĞLAYIN...




---------------



SAĞNAK
Nilgün Cerrahoğlu
Şok... Şok... Şok... Türkiyesi!
Büyükada’da bir balıkçı restoranı… ABD’de yaşayan bir yabancı arkadaşımla, geçen akşam yemeğe gittik...
Bahçeye kalabalık bir grubun geleceği belli…  Bitişik düzen birleştirilerek büyük bir U’ya dönüştürülen masalar üzerine kocaman aile boyu Coca-Cola’lar ve meyve suları yerleştirilmiş… Yıllardır müşterisi olduğumuz için ahbaplığımız olan restoran sahibi, bu kez bize içerde yer ayırdığını söyledi.
“Neden?” dedik. “Bahçede gürültü yaparlar şimdi, rahatsız olursunuz. Onun için sizi içeriye alalım!” yanıtını verdi.
Gülerek “Hadi canım!” demekten kendimi alıkoyamadım: “Söyle bakalım kim geliyor bu akşam? İçki içmeyen müşterilerin mi? Durumdan vazife çıkartıp sen de onların yanında belli ki bize içki servisi yapmak istemiyorsun. Sorun aslında bu, değil mi?”
Hoşgörüsüzlük kural olduğunda /Muhatabım ilk önce itiraf etmeye yanaşmasa da sorun tastamam buydu. “Bahçe müşterilerini” merak ettiğimiz için sonunda içeri girmeyi kabul ettik ve harika bir ada gecesinde, yemeğimizi “içeriye tıkılarak” yemiş olduk. Bahçe masalarını dolduran AKP’nin Adalar teşkilatı üyeleri pür telaş yemeklerini yiyip kalktıktan sonra, restoran sahibi gönlümüzü almak için yanımıza geldi. Yakın zamanlara dek İran’da yaşamış olan arkadaşım, “İran’daki gibi devrim muhafızlarıyla empoze edilmeyen bu uygulamanın içyüzünü” öğrenip, anlamak istedi. Restoran sahibi; “İçki içmeyenlere saygı!” yanıtını verdi. Bunun üzerine “Sorun ‘saygı’ ise” diye söze başladı arkadaşım; “Saygı çift yönlü olmalıdır. Siz onlara saygı gösterirken farklı yaşam tarzlarına onların da saygı göstermesi gerekmez mi?”
Ortam hafiften gerilirken hesabı verip çıktık.
Dönüş yolunda arkadaşım; geçmişte İran’dan Türkiye’ye her adım atışında hep derin nefes aldığını, yıllar yılı baş tacı ettiği bir “özgürlük havası” soluduğunu; İstanbul’da, hele de Büyükada gibi bir yerde böyle çok farklı bir rüzgârla ilk kez karşılaştığı için şaşırdığını anlattı.  
Kendisine “incremental Islamism/gitgide dozu arttırılan İslamcılık” ve “mahalle baskısı” kavramlarını açtım.
Dostum “Bu akşam burada şunu açıkça gördüm ki” yanıtıyla karşılık verdi: “ABD’de izlediğim çok sayıda düşünce kuruluşunun panelinde bu konular zaman zaman gündeme gelse de, insan şartların doğrudan muhatabı olmadan, işin vahametini kavramıyor. Bu geceki olayı kolayına unutabileceğimi zannetmiyorum…”
Sıra ültimatomlara geldi /Arkadaşım İstanbul’a zaten bizzat uluslararası bir panel için gelmişti.  Panelin açılış konuşmasında, Kars’taki“İnsanlık Anıtı’nın yıkımı” gündeme geldiğinde; kulaklarına inanmakta zorlanmıştı.
Çok sayıda konuşmacı arkadan “internette sansür düzenlemelerinden” söz edince, dostumun hayreti büyümüştü. Önceki akşam nihayet buradan ayrılmadan önce katıldığı son yemekte masadaki gazetecilerden, Başbakan’ın mitinglerde; “CHP’ye oy verenleri ateistlikle suçladığını” duyunca hepten dumura uğradı!
Ve son yirmi yıldır tanıdığı, gelip gittiği ülkemizden tamamıyla şok… şok… şok… modunda ayrıldı.  Bunlar Türkiye’ye yıllardır belli aralıklarla gelen bir yabancının, bir hafta gibi çok kısa bir süre içinde yaşadığı “şok patlaması!”
Artık “kural halini alan” ve giderek siyasi şiddet dozu artan bu hoşgörüsüzlüklerin, bizim kendi üzerimizde yarattığı “şok etkisi” haliyle çok daha derin. Say say bitmiyor. Tavan yapan hoşgörüsüzlük örneklerinden sonuncusuna Bülent Arınç’ın TÜSİAD Başkanı Boyner’e yaptığı ve her geçen gün dozu artan çıkışlarda tanık olmuyor muyuz?
TÜSİAD Başkanı -geniş kitlelerin!- “internet sansüründen” duyduğu kaygıları dile getiriyor ve “özel hayatımız üzerindeki baskılardan”yakınıyor…
Başbakan Yardımcısı’nın buna verdiği yanıt, baskı dozunu büsbütün katlamak ve TÜSİAD Başkanı’na seviyesiz, çirkin sataşmalarda bulunmak, kör kör parmağım gözüne aba altından sopa göstermek şeklinde oluyor!
TÜSİAD’ın başında bir kadın başkan görmekte zorlandığı aşikâr olan Arınç, dönem dönem gündeme gelen Boyner’le çatışmasında, ne Ümit Hanım’ın konsomatrisliğini bırakıyor, ne pornoculuğunu… Hızını bununla da kesmeyen TC Başbakan Yardımcısı, en son TÜSİAD’ı“Ümit Boyner meselesinin” üzerine eğilmeye davet ediyor!
Boyner’e önceki gün bir kez daha verip veriştirdikten sonra, sözlerini; “TÜSİAD’ın geçmişteki itibar ve gücünün bugün ne kadar zayıfladığının farkındayım” diyerek bağlayan Arınç giderek ültimatom tonuna bürünen çağrısında; “TÜSİAD’cılar bu meselenin üzerine eğilmeli!” diyor.
Pes! Hakikaten bu artık bitmek bilmeyen bir kâbus halini aldı.
Ya da Ferhan Şensoy’un söylemiyle “Kâbustu gerçek oldu!”
Çok geç olmadan, bu “Şok... şok... şok… Türkiyesi”nden uyanmalıyız.
Bunu yapmanın tek yolu, hep birlikte oyumuzu kullanıp, gücümüzü göstermektir.





__._,_.___

BEDRİ BAYKAM YENİDEN FRANSA'DA.. 4D LERİ İLE...

    © FFT




BEDRİ BAYKAM' IN 
ROLAND-GARROS SERGİSİ 
PARİS'TE AÇILDI
Bedri Baykam'ın "Hayali Roland Garros'u" olarak adalandırdığı sergisi Fransa açık Tenis turnuasının oynandığı Roland-Garros stadyumu kompleksi içinde yer alan Fransız Tenis Federasyonu Müzesi'nde 22 mayıs Pazar günü açıldı.
Fransa Tenis Federasyonu Başkanı Jean Gachassin, Genel Müdürü Gilbert .... ve İletişim Bölümü Başkanı Edouard-Vincent Caloni'nin yaptıkları açılışa, Türkiye UNESCO daimi temsilcisi Büyükelçi Gürcan Türkoğlu, Türkiye Paris Başkonsolosu Uğur Arıner, yazar Nedim Gürsel, eski Istanbul Fransa Başkonsolosu Christiane Moro, gazeteci-yazar Hüseyin Latif, Ressam Onay Akbaş ve kalabalık bir fransız sanatsever grubu katıldı. Baykam'ın 4D tekniği ile lens yüzeyine gerçekleştirdiği 9 adet 185X245 cm ebadında yapıttan oluşan sergide Roland Garros tarihinde yüz yılı aşkın süre içinde iz bırakmış onlarca isim ve unutulmaz maç anları,bu derinlik katmanlarda hayat buluyor.
Büyük beğeni uyandıran Baykam'ın yapıtları hakkında yorumlar Roland-Garros'un resmi gazetesi ve dergisinde de geniş olarak yer buldu. 5 Mart 2012 tarihine kadar 8 ay boyunca binlerce spor ve sanatsever ziyaret edecek. Baykam'ın "Hayali Roland Garros Müzesi" sergisi için ayrıca Paris'te 52 sayfalık bir katalog yayınlandı.
Bilgi için İstanbul: Ceyda Akın
0212 258 4464
Bilgi için Paris: Lir Tan
0033 6 14 91 64 27


     © FFT
     

TURKISH ARTIST BEDRI BAYKAM 
SHOWS IN ROLAND-GARROS
TUrkish artist Bedri Baykam who used to be an ex tennis player and who writes the Roland Garros tournament for the Turkish Press, is having aa art show in Roland-Garros entitled "The Imaginary Museum of Roland-Garros by Bedri Baykam".
The show takes place at the Museum of the French Tennis Federation that is situated in Roland Garros.
Baykam uses a different new technique that he calls "4Ds"; those are lenticular prints that give a very heavy feeling of depth and use  combined images together that end up producing a 3D effect much more advanced than holograms. The 4th dimension is "time" since Baykam brings together in those images, players from every generation. Thus we can see Sharapova playing in front of the legendary french Muskeeters or Nadal, Tilden and Bjorn Borg are together on the same image. Players are often situated in arena type settings also with wild beasts on their side and legendary players and unforgettable matches are displayed  together.
Baykam has been using htis technique since 2007 and has developped it over the last 15 years when he has been using all types of painterly or digital photography or material related transparencies and has finally decided to use all these together in combination on the lenticular surface. His 4D works have already been shown in galleries and Museums in Istanbul, London, Shangai, California, Monaco, Berlin, Ankara and Paris. Last year he had a parallel show with the legendary norvegian artist Edvard Munch at the Pinacotheque de Paris Museum where a Munch retrospective was going on.Baykam was asked to do the contemporary version on Munch.
Baykam's show at the Museum in Roland-Garros will last till the 5th of March 2012.

For more info: www.bedribaykam.com 

   © FFT

6 Haziran 2011 Pazartesi

REŞAT ÖNAT ÖLMÜŞ


ANLATMASI ÇOK AMA ÇOK ZOR BİR ÖYKÜDÜR REŞAT ÖNAT..

RV RESTAURNAT KURULDUĞU ZAMAN ANKARA'DA KATİP OLARAK BENİ İŞE ALANDIR.. 


TODAİE/SEVK VE İDARE YÜKSEK OKULUNDA BOYKOTA GİTTİĞİMİZDE GECENİN KÖRÜNDE BOYKOTTAKİ ÖĞRENCİLERİ BESLEMEK ÜZERE KARAVANAYI KAYNATAN REŞAT ÖNAT'TIR. BANA MUTFAĞIN TADINI, HEYECANINI ÖĞRETEN, ADABINI ÖĞRETEN DE REŞAT ÖNAT'TIR..
YAŞAMINDA PEK ÇOK SIKINTIYI ÇEKMİŞ, AMA AYAKTA DURMAYI BECERMİŞ, ANKARA'NIN YAKIN TARİHİ DE REŞAT ÖNAT'TIR...

ÖLMÜŞ!...

ARDINDAN ANLATILACAK OLAN NİCE ÖYKLÜ İLE YAŞAYACAKLARDAN BİRİSİDİR REŞAT ÖNAT...

TANRI ANKARA'YA SABIR VERSİN...


2 Haziran 2011 Perşembe

YENİ ROMANIM YAYIMLANDI



Ç  I  K  T  I

http://www.bencekitap.com.tr/

SEÇİM SONUÇLARI


Eğer seçim sonuçları kamuoyu araştırma şirketlerinin dediği gibi çıkar da, AKP yeniden iktidar olursa, o zaman olacakları not etmekte yarar var.

Gazeteci Abbas Güçlü, enti püften bir nedenle suçlu bulunacak ve elbette gazetecilik faaliyetleri dışında olduğu söylenecek olan, bu yeni suçundan ötürü, hapishaneyi boylayacak... Üstelik suçu kendisine söylenmeden ilk beş altı yıl kadar tutuklu olarak kalacak, sonrasında da Allah kerim !...

Memlekette muhalefet yapmakta olan gazeteler derhal satışa çıkartılacak ve iktidardan yana yayın yapmaya söz vermiş olan iç ve dış sermaye sahiplerine satılacak.

İş adamı İnan Kıraç, CHP’nin tek başına iktidar olacağını söylemiş olduğu için inanılması güç bir vergi kontrolünden geçirilecek ve o, ne kadar düzgün kayıtlara sahip olursa olsun, aklının ucundan bile geçemeyecek kadar dev bir vergi cezası ile karşı karşıya kalacak, sallanacak, fabrikalarını devlete devir edip, belki de bu memleketten kaçacak... Onu bazı diğer arkadaşları, daha akıllı davranarak takip edecekler ve var olan işlerini yurt dışındayken satacaklar, huzura kavuşacaklar.

Memleketteki heykeltraşların hemen hemen hepsi, kendi arzuları ile sürgüne gidecekler ve hali hazırdaki tüm heykeller UCUBE ilân edilecek.. Ucubeleri savunmaya kalkışan sanat erbabı da muhtemelen sokaklarda bıçaklanacak ve hastahaneye kaldırılmak üzere, artık taksi bile bulamayacak !...

Türkiye’nin önde gelen tiyatrocuları, ya diğer Türkçe konuşan ülkelerde kendilerine tiyatrolar kurup, yaşamayı deneyecekler, ya da bu mesleği bırakıp musluk tamirciliği, baca temizleyiciliği vs gibi işler öğrenip, yaşamlarını sürdürecekler, çünkü onlar aslında sanatçı değil, sanatçı müsveddeleridir!...

Arkeolojik kazılar yaparak ülkenin kültürel değerlerini ortaya çıkartmaya uğraşanların hepsinin faaliyetleri durdurulacak ve bundan böyle çanak çömlek ile uğraşıp, yatırımların yavaşlamasına neden olanlar memleketten “tard” edilecekler. Elbette Haydarpaşa Garı derhal otel ve iş merkezi ve hatta AVM’ye dönüştürülecek, hatta Sirkeci Garı’ndan ve Sirkeci Postahanesinden de turizm amaçlı yatırım için derhal yararlanılacak.

Elbette, seçimlerden hemen sonra, AKP’nin çekmecesinde duran yeni Anayasa taslağı ortaya çıkacak ve toplumda bir aralık tartışılır gibi yapıldıktan sonra, olduğu gibi kabul edilecek. Bahçeli ve Kılıçdaroğlu ise haklarında ortaya atılan kasetlerden ötürü, bu konularla uğraşmaya zaman bile bulamayacaklar..

Anayasanın yeni maddelerine göre seçim kanunu yeniden düzenlenecek ve baraj %25’e yükseltilirken, siyasi partiler kanununda yapılacak değişim ile  milletvekili adaylarının doğrudan genel başkanlar tarafından atanması sağlanacak, hatta Devlet Başkanına bu adayları veto yetkisi bile verilecek.

Doğu ve Güneydoğu’da çıkması muhtemel isyanlar, aynı Muhteşem Yüzyıl televizyon dizisindeki Yeniçeri isyanları gibi bastırılacak ve memleket sakin, sessiz ve huzurlu hale geliverecek...

Domino etkisi gibi saçma sapan söylemlerin dolaşıp durmaması için de Türkiye’ye özel bir internet sistemi getirilecek ve “www” sistemine giriş tümüyle değiştirilerek “akp” sistemine geçilecek ve internette dolaşım için ampul şeklinde mouse kullanmak da zorunlu olacak.

Elbette geçilecek olan başkanlık sistemi ile yeni düzenleme de yapılıp, başkanlığın babadan oğula geçmesi sağlanacak... Hatta başkanın resmi oturumlarda KAVUK giyinmesi adet haline getirilecek.

AB vs gibi saçma sapan söylemlerden derhal vazgeçilecek, bu konuda kurulmuş olan bakanlık, müşavirlik, genel müdürlük vs gibi kurum ve kuruluşlar fes edilecek, böylece bütçeye gelir sağlanmış olacak.

Vergi sistemi değiştirilip “salma” sistemine dönülecek.

Ben not etmiş olayım da...

Bu arada unutmadan söylemeliyim, şu kavuk varya kavuk, eskilerin dediğine göre kefenini başının üzerinde taşımak demekmiş!