AYAKLANAN KUZEY AFRİKA HALKLARININ YANINDAYIM, ANCAK ONLARIN GERÇEK ÖZGÜR DEMOKRASİ İÇİN AYAKLANMIŞ OLDUKLARINA İNANMAK İSTİYORUM, YOKSA BÖLGEMİZDE ÇOK DAHA CİDDİ SORUNLAR OLUŞACAKTIR..
31 Ocak 2011 Pazartesi
30 Ocak 2011 Pazar
DEMOKRASİ ARTIK ÇAĞDIŞI MI?
Hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu,
özgürlüklerin yaygın olduğu,
katılımcı demokrasi artık demode olmuş...
Türkiye’de, başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dur durak bilmeden “demokrasiden” söz ediyor. Ama, telefonlar dinleniyor, haksız yere tutukluluk sürelerinin sonu gelmiyor, gazeteciler “muhalif” oldukları için yerlerinden ediliyor, iş dünyası sabah kapılarına dayanacak olan “kontrollerden” korkuyor. Muhalefet partilerinin konuşmaları, önerileri, istek ve dilekleri her zaman “olumsuz” bulunup eleştiriliyor. Anayasa Mahkemesi dahil, tüm yargı sistemi üzerinde bir siyasi egemenlik kurulmaya çalışılıyor, mecliste, seçilmiş milletvekillerinin çalışmaları bile engellenebiliniyor, meclis başkanı başbakanı “pehlivan” ilan edebiliyor. Yani başlıbaşına bir baskı ve sindirme politikası planlı bir biçimde ülkeye yerleştiriliyor...
Önümüzdeki Haziran ayında Türkiye genel seçimlere gidecek. Araştırma şirketleri, AKP’nin %50 lere varan bir çoğunlukla seçimi alabileceğini söylüyorlar. Bundan güç alan başbakan da Türkiye demokrasisinin iki partili bir demokrasi olmasını istediğini rahatça söyleyebiliyor ve seçimlerdeki %10 barajının düşürülmesini kabul etmediğinin de altını çiziyor. “Ben böyle istiyorum !” diyebiliyor ve bunun adına da hiç yüzü kızarmadan “demokrasi” diyebiliyor.
Şimdi benim merak ettiğim AKP’ye %50 ye varan oyları verecek olan insanların neyi nasıl düşündükleridir. Bu insanların büyücek bir kısmına “kapanmak” önerilmiş ve hepsi türban ile “kapanmışlar”, bunun ciddi bir anlamı var, erkek erkil toplumsal yapının baskısını simgeliyor kadının kapanması ve elbette kapanmakla kalmayıp, “erkeğinin” buyruklarını dinlemeye de zorlanacak bu kadınlar; yeni Anayasa’da kadınlar için pozitif ayrımcılık yer alıyor. Yani erkekler, “kadınlarını” korumak adına pozitif ayrımcılık yapabilecekler ve onları belli amaçlarla, “onların iyiliği için” eve kapatabilecekler ve her türlü yok sayılmaya başlayan kadınlar, Anayasa Mahkemesi’nde kişisel başvuru haklarını kullandıkları zaman, karşılarına Anayasa’nın “amir hükmü” çıkacak, “senin için, seni korumak adına pozitif ayrımcılık uygulanmış, sokağa mı düşmek istiyordun be kadın, kapan ve evinde otur!” denilebilinecek..
Bir de meseleye, 18 yaş ve üstü, işsiz güçsüz genç nüfusun açısından bakalım.
Ekonomi çok iyi gidiyor, enflasyon düşüyor, sanayiici bağırınca birazcık oynanıyor enflasyon ile ve ihracat arttırılıyor vs vs, ama zenginleşen Türkiye’de, bu zenginlik bir türlü adaletli biçimde paylaşılamıyor. Bugün 15.500,- Amerikan Doları olduğu söylenen kişi başına düşen milli gelirden, kim ne kadar pay alıyor? Emeklinin maaşı 700 – 800 TL ise bu gelirin adaletli dağıtımından söz edilebilinir mi? Ama bu gençler gidip AKP’ye oy veriyorlar, çünkü çalışmadan da geçinebilmenin yollarını AKP öğretiyor onlara, yani evlerine buzdolabı falan gönderiliyor, PKK ile savaşın bitmemesi için elden gelen yapılıyor ve herkes “vatan – millet – sakarya” edebiyatı ile rahatça uyutulabiliniyor. Bir “one minute” ile yıllaca kahraman olabiliyor başbakan...
Bu bizdeki durum.. Ya dışarda neler oluyor ?
Kuzey Afrika’nın beklenmedik biçimde (en azından bizim gibi sade vatandaşlar için beklenmedik) karışması, Tunus gençliğinin ayaklanması, ardından Mısır’ın karışması ve Yemen’de olup bitmeye başlayan halk hareketleri, Cezayir’de beklemede olan halk isyanı...
Basına yansıyan haberlere baktığımızda, Tunus’lu muhalif lider Raşid Gannuşi (69) aradan 22 yıl geçtikten sonra, sürgünde olduğu İngiltere’den geri dönüyor ve büyük halk kitlelerinin sevgi gösterileri ile karşılanıyor.
Zeynelabidin Bin Ali’nin yolsuzluklarından ve baskı rejiminden usanmış ve özgürlük isteyen Tunus halkı, sürgünden dönen liderinden ilk kez “daha demokrat bir Tunus” sözünü duyuyor, ama Gannuşi konuşmasının devamında Türkiye’deki ılımlı İslami demokrasiyi kendisine örnek aldığını söylüyor ve Tunus’a, AKP nin düşüncelerini getireceğini anlatıyor, Türkiye’yi övüyor...
Mısır’a baktığımız zaman da “Müslüman Kardeşler” hareketinin sokağı içten içe yönetmekte olduğunu görüyoruz ve halk hareketinin başarısına çok az gün kaldığını görüyoruz.
Hüsnü Mübarek’in bavullarını toplarken yazmakta olduğum bu yazı, Mısır’da da demokrasinin benim anladığım “özgürlükçü demokrasi” olmayacağını gösteriyor..
Facebook ve Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinden organize edildiği yoğun biçimde inandırılmaya çalışılan bu “halk hareketlerinin” kim tarafından ve nasıl planlandığını bir süre sonra hepimiz göreceğiz ve anlayabileceğiz, çünkü Mısır’ın 80 milyonu aşan nüfusuna göre çok daha düşük nüfusulu olan Tunus’ta başlayan “demokratik halk hareketi”, orada başarıya ulaşır ulaşmaz, Mısır’a da sıçradı.. İlginç !.. Çünklü iki ülkede de demokrasi adına istenenler örtüşüyor, üstelik uzun yıllardır “model” olduğu dile getirilen ve Orta Doğu için, İslam Dünyası için en iyisi olduğunun altı kalın çizgilerle çizilen AKP anlayışı, “halk hareketinin” başladığı ülkelerde kabul görmeye başlıyor...
Bugün ABD’de demokrasinin derinlemesine olduğunu, özgürlüklerin sınırsız olduğunu savunabilir misiniz? Ya da Fransa’da ? Yani gerçek demokrasinin doğup yeşerdiği bu ülkede, Sarkozy yönetiminin baskıcı rejimini görmezden gelmek olası mıdır? Almanya’da Merkel yönetimi ülkesini nasıl yönetiyor? Berlusconi nasıl bir lider?
Bütün bu olup bitenleri alt alta koyup, Özal’ın bize armağan ettiği “bireyselleşme” düşüncesi ile çarpıp, kürselleşen dünyaya bölünce = DEMOKRASİ ARTIK BAŞKA BİRŞEY yani bizim anladığımız, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu, özgürlüklerin yaygın olduğu, katılımcı demokrasi artık demode olmuş...
Cüneyt Ayral
www.ekonomigundemi.com
30 Ocak 2011, Grenoble
JEAN LUC GUERİN İSTANBUL'A GELİYOR...
Jean-Luc Guérin 67 yaşında genç bir ressam. Genç dememizin nedeni yılların getirdiği deneyimin yanı sıra yok olmayan enerjisi. Bu güçlü ressam 40 yılı aşkın bir süredir Fransa sınırlarında kendine özgü bir sanat anlayışını sergiliyor. Sanatçı bir grup koleksiyoner ve İtalyan Kiron Vakfı tarafından destekleniyor.
Sanatçının Türkiye'deki ilk sergisi İstanbul'da açılacak. Ayral Consulting Art & Entertainment Agency, Galeri Baraz ve Galeri Kiron (Paris) işbirliği ile gerçekleşen serginin açılışı 10 Mart 2011 de saat 19.00 - 21.00 arasından düzenlenecek bir kokteyl ile Galeri Baraz'da gerçekleşecek. Sergi 24 Nisan 2011’e kadar gezilebilinecek
Jean-Luc Guérin sergisinin küratörlüğünü Roxane & Cüneyt Ayral ile Galeri Kiron'un (Paris) sorumlusu Peter Deckers ile beraber gerçekleştirdiler. Retrospectif tadında olan sergide uzun yıllara yayılan çalışmalardan seçerek sanatçıyı genel anlamda sanatseverlere tanıtmak amaçlanmış. Bu sergide, Guerin’in Berlin’de de yapmış olduğu farklı biçimde çalıştığı resimlerden de örnekler sunuluyor.
Jean-Luc Guérin est un jeune artiste de 67 ans. On dit jeune car meme si l'experience des année est là, l'energie de la jeunesse est toujours là aussi. Peintre et dessinateur puissant, il développe, depuis plus de quarante ans, une oeuvre singulière qui offre un autre perçu de l’art hexagonal. İl est soutenue par un ensemble de collectionneurs de premier plan, au sein d'un Fonds.
La première exposition de l'artiste en Turquie, à Istanbul se construit avec la collaboration de Ayral Consulting Art & Entertainment Agency, la galerie Baraz et la galerie Kiron (Paris). Le vernissage est le 10 Mars 2011 à la galerie Baraz de 19h00 à 21h00 puis restera ouvert au public jusqu'au 24 Avril 2011.
Durant cette exposition nous allons découvrir un ensemble d'oeuvres de l'artiste choisie par les commissaires de l'exposition Roxane & Cüneyt Ayral en collaboration avec Peter Deckers le responsable de la galerie Kiron à Paris. Les oeuvres présentés s'étallent sur plusieurs années de travail de l'artiste et nous permetterons d'avoir un vue d'ensemble sur son travail tel un mini rétrospective.
GALERİ BARAZ, KURTULUŞ CADDESİ NO. 141 İSTANBUL
25 Ocak 2011 Salı
NEDEN SERGİLER AÇIYORUZ
AŞAĞIDAKİ YAZI

YAYIMLANDI
Bundan hemen hemen bir yıl önce başlamış olduğumuz “sanat” işimizin nedenini bize soran çok oldu.
Kızım Roxane Ayral “Sanatı ve sanatçıyı daha iyi anlatabilmek, destekleyebilmek, önlerini açabilmek için” diye yanıt veriyor bu soruya. Çünkü bu işe başlarken, Türkiye’deki genç sanatçıları desteklemeyi ve onların önlerini açmayı amaçlıyorduk, ayrıca yurt dışından ve özellikle de Fransa’dan ustaları getirmeyi planlıyorduk, ancak ustalara ulaşmak ve onları getirebilmek hayal gibiydi, fakat uğraşacak ve bunu başaracaktık.
İlk iş olarak İstanbul Beyoğlu’ndaki The Hall’de (Küçük Bayram Sokağında) bir erotik üçleme tasarladık, çünkü Koray Erkaya’nın erotik fotograflarını sergilemek istiyorduk ve onun sergisinin yalnız kalmasını istememiştik. Bu nedenle, yaptığımız araştırma sonucunda Mehmet Sağbaş’ın ve Merve Morkoç’un eserlerini sevdiğimize karar verdik. Bu üçlemenin ilk iki tanesi, yani Koray Erkaya ve Mehmet Sağbaş sergileri İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti logosunu alabildi (para pul aldığımız sanılmasın sakın, kuruş almadık, yalnızca logo kullanım hakkını aldık), ancak sonuncu sergimiz Merve Morkoç sergisini yeterli bulmadılar 2010 cular ve logolarını vermediler. Gelin görün ki, Merve Morkoç sergisi açıldığından bir saat sonra tümüyle satılmış ve bitmişti. İlk şaşkınlığımızı burada yaşadık, yani Türkiye’de sanat ne kadar anlaşılıyor sorusunu sorgulamaya başlamıştık..
Bu sergilerin ardından seçmiş olduğumuz on genç Türk ressam ve seramikçisinin Paris’te sergisini açmaya karar verdik. Koray Erkaya ve Merve Morkoç sergilerinden edindiğimiz üç beş kuruşu böyle değerlendirebilir ve bu işe başlarken kendimize verdiğimiz sözü tutabilirdik.
Bu arada bizi kim destekler, bu eserler nasıl gider, nasıl geri döner sorularının cevaplarını aramaya başladık.
Türkiye’nin en büyük ikinci lojistik kuruluşu olan Reysaş’ın yönetim Kurulu Başkanı Durmuş Döven, bu sorunumuzun sorun olmadığını ve bizi taşıyacağını söyledi. Ray Sigorta ve Nart Plus aralarında bir değerlendirme yapıp, sigorta işlerimizi üstlendiler, destekçimiz oldular. Aynı türden bir desteği Aktif İleti’den de aldık. Yaptığımız işlere inanan Mehmet Alişan, Pegasus Hava Yollarını ikna etti ve destekçimiz olmalarını sağladı. Can Onat, Mas matbaası, Apa Ofset, Brandista Reklam evi, yani Şair Bahadır Bayrıl da zaman zaman sıkıntılarımıza çözüm üretenler arasındaydılar. Özden Karaevli kokteyllerimizde içki sorunu yaşamayacağımızı ve Divino şaraplarının bizi destekleyeceğini söyledi, Efe Rakı da hükümet işleri karışıtırana kadar her sergimizde yanımızda oldu.. Mazlum ailesi Antep Mutfağı ile zaman zaman sergilerimize ayrı bir lezzet getirdiler, Aybars deseniz her sıkıştığımızda yanımızda oldu, grafik tasarımlarımızı düzeltti, Burak Çimen ve ekibi ise her yaptığımız işi hem filime aldı hem de fotograflarla belgeledi, belgeliyor...
İşte bu destekleri ve destekçileri arkamıza aldıktan sonra Paris’e gittim ve Türkiye’nin Fransadaki Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu’nun kapısını tıkladım. İşin içinde genç sanatçılar ve onları destekleyenler olunca toplantımız, buluşmamız 15-20 dakika sürdü, sürmedi ve ben kendimi Paris’teki Turizm – Kültür ofisimizde buldum. O günlerde büronun başında Enis Tulca vardı. Bir dediğimiz iki edilmedi ve geçtiğimiz yıl 04 Kasım’da on Türk sanatçısının sergisi hayli kalabalık bir konuk kitlesi ile Büyükelçimiz tarafından açıldı Paris’te. Bu arada görüştüğüm KİRON Vakfının galerisi de burada açmış olduğumuz Koray Erkaya sergisini beğenip davet etmişti. O sergiyi de Aralık 2010 ‘un başında açtık, 3 hafta planlanan sergi ilgi nedeni ile bir hafta daha uzatıldı ve Ocak ayının 07 sinde kapandı, tam Türkiye’ye geri dönecekken, bu kez de her yıl Fransa’nın Arles şehrinde yapılmakta olan Avrupa Uluslararası Nü Fotograf Festivali’ne onur konuğu olarak davet edildi.
Artık hızla çalışmaya ve başarmaya başlamıştık, ünlü Alman asıllı fotograf sanatçısı Uwe Ommer ile anlaşmış ve onun sergisini çoktan Baraz Galerisi’ne getirmiştik bile. Sergi Nü Fotograflardan oluşuyordu, basınımızın hayli ilgisini çekti, bütün gazeteler, dergiler yayımladılar hemen hemen, ama Televizyonlar açılışa gelmelerine karşın “RÜTÜK Korkusundan” çekim bile yapmadan gittiler.
Roxane bu arada Nicole Lambert’e ulaşmış ve yapmakta olduklarımızı anlatmıştı, Uwe Ommer Sergisinin başarısından ötürü de Yahşi Baraz bizi desteklemeye karar vermiş ve Ekim ayı sonuna kadar yapacağımız sergilere galerisini açmaya söz vermişti. Türkiye’nin bu alandaki en önemli isimlerinden birisinin desteğini almış olmamız, eşi heykeltraş Maria Baraz’ın sürekli sevgisini kazanmış olmamız da önemliydi..
Nicole Lambert sergisi 20 Ocak 2011 için planlandı ve eser seçimi için Paris’e gittik. O günlerde Lambert’in 28 yıldır çizmekte olduğu Madame Figaro dergisi 30’uncu yılını kutluyor ve Lambert için de özel bir bölüm hazırlıyordu. Onun atölyesinde, o bölümde yer alacak olan diğer çizerlerin eserleri de vardı ve aralarında çok iyi bilip tanıdığımız KİRAZ’ın da bir çizimi yer alıyordu. Bu çizimi elime alıp sevgi gösterince, Nicole “Keşke o da gelse sergiye de birlikte açsak” deyince, Roxane “ama tanımıyoruz ki” deyiverdi. O anda olan oldu ve Nicole telefonu alıp KİRAZ’ı aradı, bizim için randevu aldı. Ertesi gün Kiraz’ın evindeydik ve inanılmaz bir hayali gerçekleştiriyorduk...
Böylece İstanbul’da 20 Ocak günü açılacak olan Nicole Lambert sergisi “Nicole Lambert & Kiraz” sergisi halini aldı. Sanatçılar serginin açılışına gelmeyi de kabul ettiler.
Davetiyeler dağıtıldı, Aktif ileti 900 noktaya davetiye götürdü, biz de yaklaşık 2000 adrese e-mail gönderdik, tüm basınımızı haberdar ettik, basın bülteni yayımladık, Koray Erkaya’nın Paris’e gelip Kiraz’ın evinde çektiği fotograflarını basına dağıttık. Fransız Kültür ofisi de sergiyi destekledi ve sanatçıların otel masraflarını üstlendiği gibi, onlar da davetiye gönderdiler ve bültenlerinde sergiye yer verdiler. Olay çok önemliydi, Fransa’nın dünyaca ünlü iki çizeri İstanbul’da sergi açıyordu...
Ne yazık ki, Nicole 17 Ocak akşamı rahatsızlandı ve bir yüz felçi geçirdi, bu nedenle gelemeyeceğini bildirdi. Ama Edmond Kiraz, 87 yaşında olmasına karşın gelecekti, çünkü ailesinin anne tarafı Çanakkaleliydi ve büyükannesi Kadıköy Ermeni Okulu’nun müdürlüğünü yapmıştı yıllarca, oysa Kiraz İstanbul’u hiç görmemişti..
Edmond Kiraz’ı katılımı ile açılış yapıldı.
Açılıştan önce sergiyi ziyaret eden, Türkiye’nin halkla ilişkiler konusundaki en önemli ismi Betül Mardin basının ilgisini çekmek için hemen kollarını sıvadı ve NTV televizyoınunun kültür programının gelmesini sağladı, ayrıca Cem Ceminay N101 radyonun da sergiyi duyurmasını sağladı. Ulusal Kanal’da hafta içi her sabah ekonomi programı yapan Çetin Ünsalan işin ciddiyetini kavramıştı ve beni programına davet edip sergiden söz etmemi istedi. Ancak onların dışında yazılı ve görsel basından kimse, ama kimse gelmedi de ilgilenmedi de..
Bu yakınmamızı doğup büyüdüğüm Şişli’nin yerel gaztesinde duyurarak tarihe not düşmek istedim, çünkü Roxane & Cüneyt Ayral ikilisi olarak, baba kız, biz bu işte PES etmeyeceğiz... Baraz sergilerimiz 10 Mart’ta ünlü Fransız ressamı Jean Luc Guerin, 28 Nisan’da İrlandalı ressam Jakki’nin sergileri ile sürecek. 22 Eylül’de de Fransa’daki sokak resmi geleneğinin temsilcilerinden Stoul İstanbul’daki ilk sergisini açacak.
Bunun dışında Roxane’ın Beşiktaş Belediyesi ve Behçeşehir Üniversitesi ile birlikte sürdürdüğü bir sürpriz projesi var, o da Mart ayında sahneye çıkıyor, genç Türk ressamlarını, fotografçılarını desteklemeyi sürdürüyor..
Ben izninizi istiyorum, yeni romanımı yazmak üzere Fransa’ya gidiyorum... yayımlansa da yayımlanmasa da yazmaya devam edeceğim, bir gün birisi çıkar, bizim plastik sanatlarda yapmakta olduğumuzu edebiyat için yapmaya kalkar, kim bilir ?
24 Ocak 2011 Pazartesi
TARIK GÜNERSEL PEN TÜRKİYE'NİN BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİ
Yazar, şair, dramaturg ve tiyatro oyuncusu, senarist Tarık Günersel bir dönem aradan sonra yeniden PEN Türkiye'nin genel başkanlığına seçildi.. Bu akşam göçndermiş olduğu e-mail mesajını aynen yayımlıyorum
Değerli PEN Üyeleri,
PEN üyelere ün ve yayın imkânı vaad etmez -emekler o tür yan etkilere
yol açsa bile. PEN "sadece" dünyayı sunar. Dünya yazarları ile tanışıp
sohbet ve tartışma imkânı. Üyeler farklı görüşlere sahiptir. Ortak
tarafları ifade özgürlüğüne saygıdır. PEN baskıcı rejimlere müdahale
eder, protesto ve kampanyalar düzenler. Bu bakımdan, muhalefete izin
vermeyen hiçbir rejim PEN'den haz etmez.
PEN, bir yönüyle, kamuya dönük ve özveri gerektiren bir sorumluluk
alanı. Ama bununla sınırlı değil: Hayatımızın keyifli bir alanı aynı
zamanda. Veya öyle de olabilir. Üyeler arası etkileşimi geliştirirsek
bu verimli keyif boyutu gelişebilir.
Tokyo Kongresi'nde Uluslararası Yönetim Kurulu'na seçildikten sonra,
ilk toplantıda iki sorumluluk üstlendim:
1-Dünyadaki bütün PEN merkezlerinin gelişmesine katkı -Norveç'te
sürgünde olan Kenya PEN Başkanı Philo Ikonya ile;
2-Orta Doğu PEN Merkezleri Ağı'nın kurulmasına katkı.
Dolayısıyla, PEN merkezimizin gelişmesi benim için iki bakımdan
önemli: Hem üyesi olduğum için, hem de Uluslararası Yönetim
Kurulu'ndaki sorumluluğum bakımından. Tam da bu nedenle 2011-2012
dönemi başkanlığına talip oldum.
Derneğimizin Olağan Genel Kurulu bugün -zorunlu tüzük değişikliğine
bağlı olarak ocak ayında- yapıldı. 2009-2010 döneminde emek veren -
başta değerli başkanımız İnci Aral olmak üzere- herkese bütün
üyelerimiz adına teşekkür ederim. Genel Kurul'da bulunan ve başta
Ankara'dan gelip Divan Başkanlığı sorumluluğunu kabul eden Ali Rıza
Kars, Tevfik Taş ve Gülayşe Koçak ile önceki başkanlarımızdan Üstün
Akmen olmak üzere katkıda bulunan herkese ayrıca minnettarım. 43 üye
katıldı, blok liste 40 üye tarafından onaylandı. Diyarbakır
Temsilcimiz sevgili Şeyhmus Diken seçimden bir gün önce "kutlama
mesajı" ileterek desteğini belirtti. Teşekkür ederim.
2011-2012 dönemi Yönetim Kurulu (görev dağılımı 24 Ocak pazartesi günü
14.00-16.00'da İstanbul'daki PEN ofisinde yapılacak olan ilk
toplantıda belirlenmek üzere) şu üyelerimizden oluşuyor: Tülin Dursun,
Ahmet Erözenci, Raşit Gökçeli, Tarık Günersel, Sabri Kuşkonmaz, Zeynep
Oral ve Halil İbrahim Özcan. Ayrıca Mario Levi, Haydar Ergülen, Selim
Temo, Levent Yılmaz, Kubilay Tunçer, Salih Aydemir ve Ferda İzbudak
Akıncı gerektiğinde görev alabilir.
Denetleme Kurulu (3+3): Zeynep Aliye, Hakan İşcen, Cavit Mukaddes. +
Nurduran Duman, Emre Erdem, Lal Laleş.
Onur (Disiplin) Kurulu (3+3): Deniz Kavukçuoğlu, Adnan Özyalçıner,
İkna Sarıaslan + Feyza Hepçilingirler, Ahmet İnam, Suat Karantay.
Ayrıca pek çok değerli üyemiz var -listede yer almayan. Katkıda
bulunmak isteyen bütün üyelerimiz için alan var -komiteler ve
etkinlikler bağlamında. Sorumluluk kabul edenlere ve edecek olanlara
hepimiz adına teşekkür ederim.
Sevgili PEN Üyeleri, bildiğiniz gibi, 102 ülkedeki 145 merkez ve
onların belirlediği Uluslararası PEN Yönetimi'nden oluşan Dünya
Yazarlar Birliği edebiyatın bütün dillerde özgürce gelişmesini
savunur. Bunun için Hapisteki Yazarlar Komitesi, Çeviri ve Dil Hakları
Komitesi, Kadın Yazarlar Komitesi, Barış için Yazarlar Komitesi ve
Sürgün Yazarlar Programı vardır. 2007 Dakar Kongresi'nde Çocuk
Edebiyatı, 2008'de "GreenPEN", ertesi yıl "Engelli Yazarlar" konusunu
gündeme getirdim. 2010'da ise Japon PEN Kulübü "Gençlik Edebiyatı"
alanındaki çalışmalarını örnek gösterdi. Gelişmeler büyük ölçüde size
bağlı. Yeni dönemde Türkiye PEN Kulübü olarak en az önceki dönemler
kadar verimli olmamızı candan dilerim. Nitekim şimdiden enerjik
hamleler müjdeleniyor. (Teşekkürler, sevgili Emre Erdem.)
Uluslararası Yönetim Kurulu'na seçilmiş olmasam bu dönemde görev
almaktan kaçınabilirdim. Ama 2011-2012 dönemi başkanlığı, Türkiye PEN
Kulübü'nün hem ülke içinde hem de uluslararası alanda daha da çok
gelişmesine katkı bakımından işlevli olabilir. Bu süreçte istemeden
hata yapabilirim. Lütfen tepkinizi doğrudan doğruya bana belirtirseniz
sevinirim. Bütün insanlar arasında her an iletişim kazası olabilir.
İlk (2007-2009) dönemimde üç hususa özen gösterdim: 1-Şovenizme karşı
enternasyonalist, dünyalı bir duruş -dolayısıyla, Türkiye'deki dil
çokluğuna saygılı yaklaşım; 2-Şiddete karşı oluş; 3-Seviye, nezaket.
Özen başarı garantisi değil elbette. Eleştiri ve önerilere açığım -ama
suçlanmaya değil.
Başkanlık sorumluluğunu taşıyabilmem için üç ricam var: Çeşitliliğe
saygı. İletişimde özen. Katkı. Farklı kişiler birlikte verimli
olabilir.
Anlayışınız için şimdiden teşekkür eder, her birinize saygı, sevgi ve
en iyi dileklerimi sunarım.
Tarık Günersel
Değerli PEN Üyeleri,
PEN üyelere ün ve yayın imkânı vaad etmez -emekler o tür yan etkilere
yol açsa bile. PEN "sadece" dünyayı sunar. Dünya yazarları ile tanışıp
sohbet ve tartışma imkânı. Üyeler farklı görüşlere sahiptir. Ortak
tarafları ifade özgürlüğüne saygıdır. PEN baskıcı rejimlere müdahale
eder, protesto ve kampanyalar düzenler. Bu bakımdan, muhalefete izin
vermeyen hiçbir rejim PEN'den haz etmez.
PEN, bir yönüyle, kamuya dönük ve özveri gerektiren bir sorumluluk
alanı. Ama bununla sınırlı değil: Hayatımızın keyifli bir alanı aynı
zamanda. Veya öyle de olabilir. Üyeler arası etkileşimi geliştirirsek
bu verimli keyif boyutu gelişebilir.
Tokyo Kongresi'nde Uluslararası Yönetim Kurulu'na seçildikten sonra,
ilk toplantıda iki sorumluluk üstlendim:
1-Dünyadaki bütün PEN merkezlerinin gelişmesine katkı -Norveç'te
sürgünde olan Kenya PEN Başkanı Philo Ikonya ile;
2-Orta Doğu PEN Merkezleri Ağı'nın kurulmasına katkı.
Dolayısıyla, PEN merkezimizin gelişmesi benim için iki bakımdan
önemli: Hem üyesi olduğum için, hem de Uluslararası Yönetim
Kurulu'ndaki sorumluluğum bakımından. Tam da bu nedenle 2011-2012
dönemi başkanlığına talip oldum.
Derneğimizin Olağan Genel Kurulu bugün -zorunlu tüzük değişikliğine
bağlı olarak ocak ayında- yapıldı. 2009-2010 döneminde emek veren -
başta değerli başkanımız İnci Aral olmak üzere- herkese bütün
üyelerimiz adına teşekkür ederim. Genel Kurul'da bulunan ve başta
Ankara'dan gelip Divan Başkanlığı sorumluluğunu kabul eden Ali Rıza
Kars, Tevfik Taş ve Gülayşe Koçak ile önceki başkanlarımızdan Üstün
Akmen olmak üzere katkıda bulunan herkese ayrıca minnettarım. 43 üye
katıldı, blok liste 40 üye tarafından onaylandı. Diyarbakır
Temsilcimiz sevgili Şeyhmus Diken seçimden bir gün önce "kutlama
mesajı" ileterek desteğini belirtti. Teşekkür ederim.
2011-2012 dönemi Yönetim Kurulu (görev dağılımı 24 Ocak pazartesi günü
14.00-16.00'da İstanbul'daki PEN ofisinde yapılacak olan ilk
toplantıda belirlenmek üzere) şu üyelerimizden oluşuyor: Tülin Dursun,
Ahmet Erözenci, Raşit Gökçeli, Tarık Günersel, Sabri Kuşkonmaz, Zeynep
Oral ve Halil İbrahim Özcan. Ayrıca Mario Levi, Haydar Ergülen, Selim
Temo, Levent Yılmaz, Kubilay Tunçer, Salih Aydemir ve Ferda İzbudak
Akıncı gerektiğinde görev alabilir.
Denetleme Kurulu (3+3): Zeynep Aliye, Hakan İşcen, Cavit Mukaddes. +
Nurduran Duman, Emre Erdem, Lal Laleş.
Onur (Disiplin) Kurulu (3+3): Deniz Kavukçuoğlu, Adnan Özyalçıner,
İkna Sarıaslan + Feyza Hepçilingirler, Ahmet İnam, Suat Karantay.
Ayrıca pek çok değerli üyemiz var -listede yer almayan. Katkıda
bulunmak isteyen bütün üyelerimiz için alan var -komiteler ve
etkinlikler bağlamında. Sorumluluk kabul edenlere ve edecek olanlara
hepimiz adına teşekkür ederim.
Sevgili PEN Üyeleri, bildiğiniz gibi, 102 ülkedeki 145 merkez ve
onların belirlediği Uluslararası PEN Yönetimi'nden oluşan Dünya
Yazarlar Birliği edebiyatın bütün dillerde özgürce gelişmesini
savunur. Bunun için Hapisteki Yazarlar Komitesi, Çeviri ve Dil Hakları
Komitesi, Kadın Yazarlar Komitesi, Barış için Yazarlar Komitesi ve
Sürgün Yazarlar Programı vardır. 2007 Dakar Kongresi'nde Çocuk
Edebiyatı, 2008'de "GreenPEN", ertesi yıl "Engelli Yazarlar" konusunu
gündeme getirdim. 2010'da ise Japon PEN Kulübü "Gençlik Edebiyatı"
alanındaki çalışmalarını örnek gösterdi. Gelişmeler büyük ölçüde size
bağlı. Yeni dönemde Türkiye PEN Kulübü olarak en az önceki dönemler
kadar verimli olmamızı candan dilerim. Nitekim şimdiden enerjik
hamleler müjdeleniyor. (Teşekkürler, sevgili Emre Erdem.)
Uluslararası Yönetim Kurulu'na seçilmiş olmasam bu dönemde görev
almaktan kaçınabilirdim. Ama 2011-2012 dönemi başkanlığı, Türkiye PEN
Kulübü'nün hem ülke içinde hem de uluslararası alanda daha da çok
gelişmesine katkı bakımından işlevli olabilir. Bu süreçte istemeden
hata yapabilirim. Lütfen tepkinizi doğrudan doğruya bana belirtirseniz
sevinirim. Bütün insanlar arasında her an iletişim kazası olabilir.
İlk (2007-2009) dönemimde üç hususa özen gösterdim: 1-Şovenizme karşı
enternasyonalist, dünyalı bir duruş -dolayısıyla, Türkiye'deki dil
çokluğuna saygılı yaklaşım; 2-Şiddete karşı oluş; 3-Seviye, nezaket.
Özen başarı garantisi değil elbette. Eleştiri ve önerilere açığım -ama
suçlanmaya değil.
Başkanlık sorumluluğunu taşıyabilmem için üç ricam var: Çeşitliliğe
saygı. İletişimde özen. Katkı. Farklı kişiler birlikte verimli
olabilir.
Anlayışınız için şimdiden teşekkür eder, her birinize saygı, sevgi ve
en iyi dileklerimi sunarım.
Tarık Günersel
NİCOLE LAMBERT & KİRAZ SERGİLERİ İSTANBUL'DA AÇILDI
Roxane & Cüneyt Ayral'ın küratölüğünü yaptığı ünlü Fransız çizerler Nicole Lambert ve Kiraz'ın sergileri İstanbul'da Kurtuluş Caddesi No. 141 deki Baraz Galerisi'de 20 Ocak akşamı açıldı.
Sanat çevresinin yoğun ilgisi ile karşılaşan sergiye Nicole Lambert 18 Ocak akşamı geçirdiği ağır bir rahatsızlıktan ötürü katılamayınca ilgi tamamen 87 yaşındaki ünlü çizer Kiraz'da yoğunlaştı. 50'li yıllardan beri Les Parisienes tipini canlandırmakta olan Kiraz aynı zamanda 1970 yılından beri de ABD de yayımlanmakta olan Playboy dergisine de her ay çizmeyi sürdürüyor.
Serginin açılışında pek çok poster imzalayan sanatçı, galerinin sahibi Yahşi Baraz'a da bir poster imzleyıp armağan etti
Ünlü şair ve sanat eleştirmeni Gülseli İnal'ın, Galatasaray Üniversitesi öğretim üyesi Yard. Doç. Seza Yılancıoğlu'nun, galeri yöneticisi Alev Vayisoğlu'nun, Mymerhaba sitesinin(www.mymerhaba.com) yöneticisi ve Kanada'nın İstanbul konsolos yardımcılığını yürüten Zeyda Üstün'ün de hazır bulunduğu sergi 06 Mart 2011'e kadar hergün 18.00 e kadar gezilebilinecek.
Sergilerde içki ikramı konusunda yaşanmakta olan tartışmaların aktarıldığı Kiraz, bu konuyu yadırgarken, zaten dünyada geniş kabul gören sigara yasağını da çok yadırgadığını söyledi
Erol Aksoy ile bir süre sohbette eden ünlü sanatçının açıklamalrından sonra Aksoy eski dostu Yahşi Baraz'dan sergi ile ilgili bilgi aldı.
Sergiye gelenlerin arasında, sanatseverliği ile tanınan Mimar Gülfem Köseoğlu'da katıldı. Köseoğlu Kiraz ile fotograf çektirdi.
Gözler Nicole Lambert'i aradıysa da sanatçının Marsilya'ya özel bir hastahaneye kaldırıldığı haberi üzüntü yarattı. Lambert 28 yıldır Madame Figaro Dergisine Triples (Üçüzler) karakterini çizerek haklı bir üne sahip oldu.
23 Ocak 2011 Pazar
FRANSA’DA NELER OLUYOR ?
Paris bir “aşk şehri” olma özelliğini koruyor
Dünyada en çok göç alan ülkelerden birisi olan Fransa, ekonomik sıkıntılarının yanı sıra, bir de geçmiş sömürgecilik yıllarının sıkıntılarını yaşıyor.. Ülkede artık “Fransız Vatandaşı” olmuş pek çok Kuzey ve Batı Afrikalı, yaşam kalitesinde günden güne artan bozulmadan şikâyet ederken, hemen hemen tüm Fransızlar N. Sarkozy’den sıkılmışlar ve seçimlerin bir an önce yapılmasını istiyorlar...
Geçtiğimiz günlerde, bağımsız kuruluşların yapmış olduğu araştırmaların sonuçlarına göre, 60 milyon kişinin yaşamakta olduğu Fransa’da, 3,6 milyon insanın evsiz - barksız olduğu açıklanınca tedirginlik iyice artmaya başladı.
4 milyon kişinin yaşamakta olduğu başkent Paris’te, her köşe başında dilenen, metrolarda işsiz ve evsiz olduğu için kendisine yardım edilmesini isteyen insanlarda da gözle görülür bir artış yaşanırken, soğuk geçen kış günlerinde, özellikle akşamları metro istasyonlarını yatakhane olarak kullananların sayısında belirgin bir çoğalma var.
Fransızlar ayrıca eğitim sistemlerinin de çöktüğünü ve artık bu sistemle yetişecek gençlerin ülkeye yararlı olamayacığını da söylüyorlar.
Cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy’nin geçmiş cumhurbaşkanlarını aratacak derecede yetersiz olması, “dediğim dedik, öttürdüğüm düdük” şeklinde davranması, bireysel özgürlüğün doğum yeri olan Fransa’da ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. Bu huzursuzluk, okullardan bürokrasiye kadar yaygınlaşmış durumda, gündelik bürokratik işlemlerde hissedilir bir yavaşlama ve boş verme de bir yandan cumhurbaşkanının yönetimine karşı bir eylem olduğu için kabul görürken, bir yandan da işlerin çok yavaşlamasına neden olduğu için huzursuzlıklara neden oluyor.
Ülkesinin yaşlanmakta olduğunun bilincinde olmayan Sarkozy’nin, Avrupa Birliği içindeki sacayaklarından birisi olmasına karşın, Almanlara karşı günden güne daha teslimiyetçi bir tavırla yaklaşıyor olması da ülkenin gururunu zedeleyen olaylardan bir tanesi.
Bugün AB içinde “neden buradayız?” sorusunu aratark soran ülkelerin başında Fransa geliyor, oya birliğin kurulmasının mimarı bir Fransız cumhurbaşkanı: F. Mitterand !
Eski sömürgelerindeki dikta rejimlerini, kendi ekonomik çıkarları doğrultusunda destekleyen Fransa, Tunus’ta başlayan “başkaldırının” sonuçlarını da yaşamak durumunda kalacak ve içinde bulunduğu ekonomik çıkmazdan kurtulması iyiden iyiye gecikecek.
Fransa’daki bu sıkıntılar, onların günlük yaşantılarını da hayli etkilemeye başladı. Geçtiğimiz günlerde, metrolarda bedava dağıtılan gazetelerden bir tanesi şehrin “fuhuş haritasını” yayınlayarak artışın ve yaygınlaşmanın gerçeğini sergiledi..
Ama herşeye rağmen ciddi sıkıntılarla boğuşmakta olan ülkenin başkenti Paris bir “aşk şehri” olma özelliğini koruyor ve ünlü Seine nehri üzerindeki ahşap “sanat köprüsünden” geçenler, köprünün korkuluklarına aşklarını kilitlemeye devam ediyorlar.
Dünyada, 21. yy ın başından bu yana devam eden “lidersizlik” sıkıntısını derinden yaşayan Fransızlar, hiç alışık olmadıkları skandallar da yaşıyorlar. Örneğin ülkede PPDA olarak tanınan ve ulusal birinci kanalda yıllarca haberleri sunmuş olan Patrick Poivre d’Arvor, televizyondaki işine son verildikten sonra, iyiden iyiye yazarlığa soyunmuş ve birkaç kitap yayımlamıştı. Ünlü gazetecinin, Hamingway’in ölümünün 50inci yılı dolayısı ile yakında piyasaya çıkacak olan biyografi kitabının yaklaşık 100 sayfasının aşırma olduğunun ortaya çıkması herkesi çok şaşırttı, çünkü Paris aşkın olduğu kadar sanatın da yeşerip göğerdiği önemli bir başkent...
NEDİM GÜRSEL'İN YENİ KİTABI
NEDİM GÜRSEL'İN YENİ ROMANI
2 ŞUBAT'TA KİTAPÇILARDA OLACAK
BU ROMANLA İLGİLİ YAZIMI
HÜRRİYET GÖSTERİ DERGİSİNİN
YENİ ÇIKACAK SAYISINDA OKUYABİLİRSİNİZ.
BİR DÖNEMİN SONU OLAN
BERLİN DUVARI'NIN YIKILIŞI İLE
NAZIM HİKMET'İN YAŞAMINDAN ÖNEMLİ KESİTLERİN YER ALDIĞI BU ROMAN
ÇOK KONUŞULACAK...
21 Ocak 2011 Cuma
BÜYÜK SERGİ AÇILDI... KİRAZ İSTANBUL'DAYDI.. LAMBERT HASTALANDIĞI İÇİN GELEMEDİ..
Triplés et Parisiennes Les dessins de Nicole Lambert, dessinatrice depuis 28 ans des fameux Triplés de la revue française Madame Figaro, et de Kiraz, dessinateur des Parisiennes depuis plus de 40 ans dans le magasine Playboy réunis du 20 janvier au 6 mars 2011 à la Galeri Baraz dans Kurtuluş. Des œuvres de Kiraz imprimées en digigraphie signées et tirées à 25 exemplaires seront en vente.
NOTE: Pour des raisons importantes de santé Nicole Lambert ne pourra pas assister au vernissage de l'exposition. Edmond Kiraz, âgé de 87 ans, est actuellement à Istanbul et sera présent lors du vernissage.
Galeri Baraz
Kurtuluş cad No. 141
Tél: 0(212) 225 47 02
12 Ocak 2011 Çarşamba
FAZIL SAY'IN MURAT BARDAKÇI'YA CEVABI
Tarih: 09 Ocak 2011 21:41
Daha yeni turneden döndüm.
Önce Almanya'da, sonra Cenevre ve Zürih'te tamamen dolu salonlarda konserler verdim. Münih'te, Süd Deutsche Zeitung gazetesinde çıkan eleştiride "Biz bugüne değin Münih kentinde böyle bir Çaykovski Konçertosu dinlememiştik, bambaşkaydı" yazıldı...
Ama bu yazıları bile ertesi gün unutmaktayım. Hayat korkunç hızlı...
Bu akşam evdeyim. Ender gördüğüm ve çok özlediğim kızım Kumru ile beraber film seyredeceğiz.
Yeni biten solo keman bestemi ("Cleopatra") kopistime email olarak yollayacağım.
Ve gecenin geç bir vakti de olsa, Nisan'da Berlin'de çalınacak olan yeni eserim "Alevi dedeler rakı masasında" üzerine çalışacağım...
(Bu çok derin bir konudur, Arif Sağ'ın bana anlattığı bir gerçek olaydan yola çıkan bir eser.)
Bugün evdeyim...
Bu akşam İngiliz kemancı Priya Mitchell bugüne değin pek çok kez çalınan keman konçertomu ("Harem'de 1001 Gece"yi) Belgrad'da çalacak.
Konseri dinlemeye bile gidemiyorum.
Yine bu akşam, dostum ve değerli meslektaşım Hüseyin Sermet, Londra'da önemli bir konser verecek.
Hüseyin, Ulvi Cemal Erkin'in öğrencisi idi.
Ben, rahmetli hocalarımın konserlerime geldiğine inanmaya başladım.
Fenmen.. Gündemir...
Oradalar sanki. Salondalar. Kim bilir? Belki Erkin de öğrencisi Hüseyin'i dinlemeye gidecektir bu akşam?
Ve yine bu akşam dünyanın kim bilir hangi şehrinde, İdil Biret, Gülsin Onay Resitaller veriyor olacaklar.
Gülsin her konserinde Saygun çalar mutlaka. Bu akşam da vardır programda. Belki Etüdler. Belki Prelüdler...
Bu akşam Colorado Eyaletinde bir evde, bir müziksever Güher Süher Pekinel kardeşlerin Poulenc CD'sini dinleyecek.
Ama, Norveç'te, Çin'de, İtalya'da pek çok evde, pek çok müziksever aynı CD'yi dinliyor olacak.
Erkin'in Saygun'un eserleri hiç aklınıza gelmeyecek ülkelerde, topluluklar tarafından seslendiriliyor olacak.
Filipinlerde mesela, bir Yaylısazlar Quarteti Saygun çalıyor olabilir.
Ya da Kore'de. Ya da Hollanda'da...
Bu akşam Antalya Piyano Festivalinde yine büyük ustaların katıldığı bir konser var. Biletleri tamamen bitmiş.
Ankara'da ve İzmir'de Orkestralar haftalık konserlerini bu akşam veriyorlar.
Hepsi bu akşam.
Bu akşam, İngiliz şef Howard Griffiths ile, "İSTANBUL SENFONİSİ" nin Mart 2011'de Moskova'daki seslendirilişi ile ilgili teknik detayları telefonla görüşeceğim.
Yine bu akşam, Ankara'da bir Konservatuvar öğrencisi, verdiği sınıf resitalinde İlhan Baran'ın eserlerini çalıyor olacak.
Genç bir sopranomuz bu akşam Berlin Operasında Mozart söylüyor olacak.
Bir başka genç soprano ise, Milano'daki bir Şan Yarışmasında finale kalacak. Bu akşam.
Bu akşam Safranbolu'da (Geçen ay NewYork'da dünya birincisi olmuş
olan) Yaylısazlar Quartetimiz "Borusan Dörtlüsü", bir konser verecek.
Konsere daha çok öğrenciler gelecek.
Paris'te bir Türk Viyolonsel öğrencisi, arkadaşları ile ufak bir gruba çağdaş müzik konseri verecek.
Eskişehir'de bir Müzikolog, Cemal Reşit Rey'in Orkestra eserleri üzerine yaptığı araştırmaya kafa patlatacak.
Prag'da yaşayan bir Türk balerin, bu akşam kendisini sakatlayacak kadar çok çalıştığı için hüzünlere boğulacak.
Mersin'deki bir balerin ise hayatının en iyi performansını bu akşam verecek.
Bu akşam, Youtube' daki binlerce "Fazıl Say Videosu" tüm gezegende 250.000 kere tıklanacak.
Ben ise, Kumru ile çizgi film seyrediyor olacağım.
Muammer Sun bu akşam bir "Onur ödülü" alacak. Eve döndüğünde ise, müziğini yaptığı bir filme televizyonda rastlayacak...
Bu akşam Türk Hava Yolları ile uçan 78.000 kişi, uçağın içinde Alnar'ın Kanun Konçertosu'ndan bir bölüm dinleyecek.
Bu akşam Avangard bestecimiz İlhan Usmanbaş evinde eski dostları ile buluşacak. Evde "yeni müzikte ne yapılıyor?" konusu konuşulacak.
Ve daha binlerce insan.
Ve daha binlercesi.
Bizim halk bunları takip etmez. Bilmez. Nerede ne var...
Eğitim sistemini mahvettiler. Müzik dersi bile ne kadar aza indirildi.
Medya da yazmaz bunları...
TV? Unut gitsin...
O zaman?
Vuralım gebertelim...
Murat Bardakçı' nın "Türkiye'deki müzik inkılabı çatır çatır çöktü"
dediği durum bu.
Aslında yukarıda yazdığım gerçeklere bakarsak; Ben bir çökmüşlük göremiyorum. Siz görebiliyor musunuz?
Ama konu burada bitmiyor;
Asıl gerçek şu;
Şu dönemde, Atatürk ve Cumhuriyet devrimleriyle ilgili karalayıcı konuşmak hayli kazançlı iş.
Beni o kazanç ilgilendirmiyor. Beni müzik ilgilendiriyor!
Murat Bardakçı'ya ise, "Daha da vur! Daha da vur!" denilir muhtemelen...
O da vurur...
Onlar hep vurdular.
Biz evde çalışırken.
Dünyanın bir yerlerindeyken....
Harcanırız...
Güya...
Sadece tek şey sormak lazım; Bu akşam bu insanlar çalışırken, siz niye kötü niyetle onların defterini dürmekteydiniz Murat Bey?
Şu müzisyenlerden birisi, önünüze nota koysa, dinlerken sayfasını çeviremezsiniz, "kötü" dediğiniz müziklerin.
"Islıkla çalabileceğim melodiler yok" derken dünyanın her hangi bir ülkesinde herkes gülerdi size...
Stravinski'yi ıslıkla çalabilir misiniz? Schönberg'i?
O zaman Saygun'u niye ıslıkla çalmak?
Fazıl Say isterse 99.999 iyi eleştiri koysun önüne, bir yerde 1 kötü eleştiri çıktı mı, "Baaak, gördünüz mü, biz demiştik bu o kadar iyi değil diye" safsatası başlar.
Ve altında 300 tane yorum. Güdümlü yorumlar.
Hamasi.
Kıskanç.
Ve de çirkef...
Gerçekler aslında yukarıda yazığım gibi.
Bu akşam bu gezegende... Bu memleketin insanları, bu akşam...
Yazıklar olsun!
Fazıl Say
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















